Adli Tatil Döneminde Hangi İşler Yapılabilir Hangileri Yapılamaz
Adli tatile tabi ve tabi olmayan işler, Türk hukuk sisteminde mahkeme ve
hukuki işlemlerin akışını belirleyen temel kurallardan biridir. Adli tatil
döneminde bazı işler kesintiye uğrarken, bazı işlemler kesintisiz yapılabilir.
Yargı mensuplarının dinlenmesi amacıyla öngörülen bu süreç, avukatlar ve
taraflar için hak kayıplarını önlemek adına kritiktir. Aşağıda konuya dair
detaylı yapılandırılan başlıklar bulunmaktadır.
Adli Tatil Nedir?
Adli tatil, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve ilgili kanunlarla güvence altına alınmış, yargı
organlarının yılın belirli bir döneminde rutin yargılama faaliyetlerine ara vermesini ifade eden
yasal bir süreçtir.
Yargı mensuplarının, hakimlerin, savcıların, adliye personelinin ve avukatların yıl boyunca biriken yoğun iş yükünden arınarak dinlenmeleri, motivasyonlarını yeniden kazanmaları ve adaletin daha sağlıklı tecelli etmesi amacıyla kurgulanmıştır.
Adli tatil sadece bir “tatil” değil, aynı zamanda hukuki sürelerin durduğu veya uzadığı, hak kayıplarının önüne
geçmek adına titizlikle yönetilmesi gereken teknik bir hukuki rejimdir.
Bu dönemde tüm yargısal faaliyetler tamamen durmaz; aksine, acil, gecikmesinde sakınca bulunan ve tarafların hayati veya malvarlıksal haklarını doğrudan ve telafisi imkansız şekilde etkileyecek olan işlemler nöbetçi mahkemeler aracılığıyla yürütülmeye devam eder.
Adli Tatil Döneminin Tarihi Aralığı
Türk hukuk sisteminde adli tatil döneminin başlangıç ve bitiş tarihleri kanunlarla net bir şekilde
çizilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu (CMK) ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) uyarınca adli tatil, her yıl 20
Temmuz tarihinde başlar ve 31 Ağustos tarihinde (bu tarih dahil) sona erer. Yeni adli yıl ise her
yıl 1 Eylül itibarıyla başlar.
Bu 43 günlük süre zarfında, adli tatil kapsamına giren dava ve işlerin
süreleri durmaz ancak sürelerin son günü adli tatile rastlarsa, bu süreler adli tatilin bittiği günü
takip eden günden itibaren bir hafta uzamış sayılır (yani 7 Eylül mesai bitimine kadar). Geçmiş
yıllarda 1 Ağustos – 5 Eylül arasında uygulanan bu tarih aralığı, yasal düzenlemelerle mevcut
halini almıştır. Bu tarihlerin kesinliği, hukuki öngörülebilirlik açısından büyük önem taşımakta
olup, tarafların ve vekillerin stratejilerini bu tarihlere göre belirlemelerini zorunlu kılar.
Adli Tatil Kanuni Dayanağı
Adli tatilin hukuki çerçevesi, üç temel usul kanunumuzda ayrı ayrı ancak birbirine paralel
hükümlerle düzenlenmiştir. Özel hukuk uyuşmazlıkları için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu’nun 102, 103 ve 104. maddeleri adli tatilin sınırlarını çizer.
Ceza yargılamasında 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 331. maddesi konuyu ele alırken, idari yargıda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 61. maddesi adli tatilin idari davalardaki etkisini düzenler.
Bu kanunların ortak amacı, adil yargılanma hakkını ihlal etmeden, yargı sistemine nefes aldırmaktır.
Örneğin, HMK m. 104 hükmü, “Adli tatile tabi olan dava ve işlerde, bu Kanunun tayin
ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın
adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır” diyerek kanuni güvenceyi sağlar.
Aynı şekilde İcra ve İflas Kanunu’nda (İİK) adli tatilin icra takiplerine etkisi özel olarak
düzenlenmemiştir; zira İİK m. 54’te yer alan tatil ve talik halleri haricinde icra daireleri adli
tatilde de çalışmaya devam eder.
Adli Tatile Tabi İşler
Adli tatile tabi işler, temel kural olarak kanunlarda istisna olarak sayılmayan, aciliyet taşımayan
ve bekleyebilecek nitelikteki olağan dava ve çekişmelerdir.
Örneğin, klasik bir alacak davası, tapu iptal ve tescil davası, maddi ve manevi tazminat davaları (haksız fiilden kaynaklanan ancak acil tedbir gerektirmeyenler), boşanma davaları (çekişmeli ve tedbir talebi içermeyen
duruşmaları) adli tatile tabidir.
Bu davalarda duruşmalar adli tatil sonrasına bırakılır, yeni dava açılsa bile tensip tutanağı haricinde esasa ilişkin yargılama işlemleri yapılmaz, keşif ve bilirkişi incelemeleri adli tatil sonrasına ertelenir.
Adli tatile tabi işlerde sürelerin son gününün tatile denk gelmesi halinde süreler yasa gereği uzar. Ancak bu, adliye kapılarının tamamen kapalı olduğu anlamına gelmez.
Taraflar adli tatilde de dava açabilir, cevap dilekçesi sunabilir veya delil bildirebilirler; yalnızca mahkemenin bu işlemlere ilişkin karar vermesi ve yargılamayı ilerletici işlemler yapması yeni adli yıla bırakılır.
Acil ve Koruma Amaçlı İşlemler
Kanun koyucu, adaletin gecikmesinin telafisi imkansız zararlar doğurabileceği durumları
öngörerek “acil ve koruma amaçlı işlemleri” adli tatilin istisnası olarak belirlemiştir.
İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz, delil tespiti gibi geçici hukuki koruma talepleri, adli tatil süresince de
kesintisiz olarak nöbetçi mahkemeler tarafından incelenir ve karara bağlanır.
Zira bir ihtiyati haciz talebinin adli tatil sonrasına bırakılması, borçlunun mal kaçırmasına zemin hazırlayabilir.
Aynı şekilde şiddet mağduru bir kişinin 6284 sayılı Kanun kapsamında talep edeceği koruma
kararları (uzaklaştırma vb.) aciliyet arz ettiği için derhal işleme alınır.
Nafaka, soybağı, velayet ve vesayet gibi aile hukukuna dair ancak acil nitelikte olan, çocuğun veya muhtaç kişinin üstün yararını ilgilendiren konular da kesintiye uğramaz. Bu tür işlemlerde, başvuru sahibi talebinin
aciliyetini haklı gerekçelerle ortaya koymalıdır.
E-KURU ve Elektronik İşlemler
Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) ve E-Tebligat sistemlerinin gelişmesiyle birlikte, adli
tatilin fiziki kısıtlamaları büyük oranda aşılmıştır. Adli tatil döneminde avukatlar ve vatandaşlar,
UYAP üzerinden 7 gün 24 saat boyunca elektronik ortamda dava açabilir, dilekçe sunabilir, harç
ödeyebilir ve dosya inceleyebilirler.
E-imza veya mobil imza ile yapılan bu elektronik işlemler, adli tatil kavramından bağımsız olarak sisteme kaydedilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, elektronik ortamda sunulan bir dilekçenin mahkeme tarafından incelenip esasa ilişkin bir karar verilmesinin (eğer konu adli tatile tabi ise) yine 1 Eylül sonrasına kalacak olmasıdır.
Yani teknolojik altyapı adli tatilde de tam kapasite çalışır, evrak akışı durmaz, fakat adli tatil kuralları
gereği hukuki sürelerin uzaması veya mahkemenin işlemi bekletmesi kuralı aynen geçerliliğini
korur.
Yasal Süreler ve İcra Dosyaları
Adli tatilde en çok kafa karıştıran konulardan biri icra dairelerinin ve icra takiplerinin
durumudur.
Hukuk sistemimizde kural olarak icra ve iflas daireleri adli tatilde kapanmaz. Yani
icra takibi başlatmak, haciz işlemi yapmak, maaş haczi göndermek, satış talep etmek veya ödeme
emri tebliğ etmek adli tatil boyunca mümkündür. İcra hukukunda süreler, adli tatile denk gelse
dahi işlemeye devam eder ve HMK’daki “1 haftalık uzama” kuralı icra takipleri için geçerli
değildir.
Ödeme emrine itiraz süresi (örneğin ilamsız icrada 7 gün) adli tatile rastlasa bile
süresinde itiraz edilmek zorundadır, aksi halde takip kesinleşir. Ancak icra mahkemelerinin
görev alanına giren ve İcra ve İflas Kanunu’nda özel olarak düzenlenen bazı itirazın kaldırılması
veya şikayet davaları gibi yargısal işlemlerde adli tatil hükümleri uygulanabilir. Bu ince ayrım,
hak kayıplarının en sık yaşandığı alanlardan biridir.
Adli Tatile Tabii Olmayan İşler
Bazı dava türleri ve işlemler, doğaları gereği veya kanunun açık hükmü uyarınca adli tatilde de
normal seyrinde devam eder. Bu davalarda süreler uzamaz ve işlemler nöbetçi mahkemelerce
veya özel yetkili mahkemelerce yürütülür.
HMK m. 103’te adli tatile tabi olmayan işler tek tek sayılmıştır: İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve delillerin tespiti gibi geçici hukuki koruma talepleri, her çeşit nafaka davaları, soybağı, velayet ve vesayete ilişkin dava ve işler, iş hukukundan kaynaklanan ve iş mahkemelerinde görülen davalar (örneğin işe iade davaları), ticari defterlerin
kaybından dolayı kayıp belgesi verilmesi talepleri, çekişmesiz yargı işleri, kanunlarda ivedi
olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine mahkemece ivedi görülmesine karar
verilen dava ve işler adli tatile tabi değildir. İdari yargıda ise yürütmenin durdurulması talepleri
adli tatilde kesintisiz incelenir.
Ön İnceleme ve Soruşturma Safhasının Durumu
Ceza hukuku alanında, suç şüphesinin ortaya çıkmasıyla başlayan soruşturma evresi adli
tatilden hiçbir şekilde etkilenmez. Cumhuriyet savcılıkları, emniyet, jandarma ve sulh ceza
hâkimlikleri 7/24 esasına göre kesintisiz çalışır. Gözaltı, tutuklama, arama, el koyma, ifade alma
gibi koruma tedbirleri adli tatilde de aynen uygulanır. CMK m. 331 uyarınca “Adlî tatil süresince,
soruşturma ile tutuklu işlere ve ivedi sayılacak diğer hususlara ilişkin muhakeme işlemleri
yapılır.”
Tutuklu sanıkların bulunduğu ceza davalarında (ağır ceza mahkemeleri dahil)
yargılamalara adli tatilde de devam edilir, zira kişi hürriyeti söz konusudur. Tutukluluk
incelemeleri kanuni süreleri içinde, adli tatil bahane edilmeksizin, nöbetçi mahkeme heyetleri
tarafından mutlak surette gerçekleştirilir.
Ön inceleme safhası Hukuk Mahkemelerinde ise, eğer dava adli tatile tabi olmayan bir iş ise devam edebilir, değilse durur.
Olağan Mahkeme İşlemleri ve Görüşmeler
Adli tatilde adliyelerin kapalı olduğu gibi yanlış bir kanı bulunmaktadır. Adliyeler tamamen
açıktır; sadece “nöbet” usulüne geçilir. Her adliyede veya yargı çevresinde, belirli sayıda hakim
ve personel nöbetçi olarak bırakılır. Nöbetçi mahkemeler, hem adli tatile tabi olmayan ivedi işleri
karara bağlar hem de adli tatile tabi olan davalara ilişkin gelen evrakı dosyasına havale eder.
Duruşmalar kural olarak yapılmaz ancak nöbetçi mahkeme, durumun ivediliğine karar verirse
duruşma da açabilir. Hakimlerin ara kararlarını kurması, gerekçeli kararlarını yazması,
müzekkereleri hazırlaması gibi mahkeme içi mutfak işleri (olağan işlemler) adli tatil döneminde
de devam eder. Hatta birçok hakim, yıl içinde biriken karar yazımlarını adli tatil döneminin daha
sakin ortamında tamamlamayı tercih eder.
Noter ve Tescil İşlemleri
Noterlikler, adli tatil kavramının tamamen dışındadır. Noterlik hizmetleri (vekaletname çıkarma,
ihtarname keşidesi, araç alım-satımı, gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri, vasiyetname
düzenlenmesi vb.) yılın 12 ayı kesintisiz olarak, hafta içi her gün mesai saatleri içerisinde devam
eder (hatta hafta sonu nöbetçi noter uygulaması da vardır).
Benzer şekilde, Tapu Müdürlükleri, Nüfus Müdürlükleri, Ticaret Sicil Müdürlükleri, Marka ve Patent Kurumu gibi idari kurumların tescil ve sicil işlemleri de adli tatilden bağımsızdır. Avukatlar veya vatandaşlar, adli tatil dönemi
içerisinde her türlü tescil, devir, sicil kaydı ve noter onaylı bildirim işlemlerini hiçbir kısıtlamaya
veya süre ertelemesine tabi olmaksızın gerçekleştirebilirler.
Eğer bir ihtarnamenin süresi adli tatil içine düşüyorsa, “adli tatil var, süre uzadı” yanılgısına düşülmeden süresi içinde noterden gönderilmelidir.
Tatil Döneminde Avukatların Sorumlulukları
Adli tatil, avukatlar için tamamen bir “tatil” anlamına gelmez. Aksine, artan bir dikkat ve mesleki
özen gerektiren teknik bir dönemdir. Avukatlar, takip ettikleri dosyalar arasında adli tatile tabiolan ve olmayanları kesin bir şekilde ayırmak zorundadır.
Aksi takdirde, tatile tabi olmayan birdavanın temyiz veya istinaf süresinin kaçırılması, avukatın ağır mesleki ve hukuki sorumluluğunu doğurur.
Baroların disiplin kurulları ve Yargıtay kararları, adli tatil kurallarının
yanlış yorumlanması sebebiyle yaşanan hak kayıplarında genellikle vekili sorumlu tutmaktadır.
Bu nedenle avukatlar, adli tatil öncesinde kapsamlı bir “süre analizi” yapmalı, ajandalarını ve
UYAP bildirim sistemlerini bu özel dönemin dinamiklerine göre yeniden ayarlamalıdır. Ayrıca
müvekkillerini süreç hakkında şeffaf bir biçimde bilgilendirmek zorundadırlar.
Zorunlu Temsilci Seçimi ve İş Devri
Avukatların bizzat fiziksel olarak tatilde olmaları, hastalık, seyahat veya benzeri durumlarda,
süreli işlemlerin kaçırılmaması için gerekli önlemleri almaları mesleki bir mecburiyettir. Adli
tatil döneminde ofisten veya bulunduğu ilden ayrılacak olan bir avukat, acil gelişebilecek
tebligatlar ve işlemler için meslektaşlarından birini “tevkil” (yetkilendirme) yoluyla
görevlendirebilir. Yetki belgesi ile iş devri yapılması, avukatlık kanunu ve meslek kuralları
çerçevesinde mümkündür.
Müvekkillerin mağdur olmaması adına ofis telefonlarının
yönlendirilmesi, UYAP sisteminin düzenli olarak bir başka avukat veya katip tarafından kontrol
edilmesi hayati önem taşır. Hukuk büroları genellikle nöbet sistemi uygulayarak, adli tatil
boyunca büroda her zaman yetkili bir avukatın bulunmasını sağlarlar.
Süresi Geçecek Dilekçelerin Yönetimi
Süresi adli tatil içine denk gelen dilekçeler için iki senaryo vardır: Birincisi, dava adli tatile tabi
ise, HMK 104 gereği süre otomatik olarak adli tatilin bittiği günü izleyen ilk iş gününden itibaren
bir hafta uzar (7 Eylül mesai bitimine kadar).
Ancak uygulamada, garanti olması ve son gün
yoğunluğundan kaçınmak adına, deneyimli avukatlar dilekçelerini adli tatilin bitmesini
beklemeden UYAP üzerinden hazırlayıp sunarlar. İkinci senaryo ise, davanın adli tatile tabi
olmamasıdır (örneğin iş mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusu).
Bu durumda süre
kesinlikle uzamaz. Eğer süre 15 Ağustos’ta bitiyorsa, o gün mesai bitimine kadar dilekçe
sunulmalıdır. Avukatların en büyük mesaisi, bu ince ayrımı doğru yapıp, süresi geçme riski olan
tüm evrakı “tatile tabi değilmiş gibi” hazır tutmak ve vakitlice mahkemeye iletmektir.
Adli Tatil Muafiyet Başvurusu
Kural olarak adli tatile tabi olan bir dava dosyasında, beklenmedik ve acil bir gelişme olması
halinde, taraflar davanın “adli tatile tabi olmayan işler” arasına alınmasını mahkemeden talep
edebilirler. Buna adli tatil muafiyet başvurusu denir.
HMK m. 103/1-h bendi, “Kanunlarda ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine, mahkemece ivedi görülmesine karar
verilen dava ve işler” diyerek bu kapıyı açık bırakmıştır. Bu başvuru, yargılamanın olağan
seyrinden koparılıp, nöbetçi mahkeme eliyle hızla yürütülmesini sağlar. Ancak mahkemeler, bu
tür muafiyet taleplerini oldukça sıkı şartlar altında ve dar yorumlayarak kabul etmektedir. Keyfi
veya sırf “davam çabuk bitsin” amacıyla yapılan başvurular reddedilir.
Muafiyet Talebinin Şartları
Bir işin veya davanın adli tatil kısıtlamasından muaf tutulması için “ivedilik” (aciliyet) şartının
somut delillerle ispatlanması gerekir.
Örneğin; dava konusu malın çabuk bozulabilir veya
değerini hızla kaybedebilir nitelikte olması (gıda ürünleri tespiti), telafisi imkansız veya çok zor
bir zararın doğma ihtimalinin yüksek olması (yıkım kararı öncesi tedbir), kişinin yaşam hakkı,
vücut bütünlüğü veya seyahat özgürlüğü gibi temel haklarının doğrudan tehdit altında olması
(acil tedavi giderleri, yurt dışı çıkış yasağının kaldırılması talebi) bu şartları oluşturur.
Ekonomik dalgalanmalar veya enflasyon nedeniyle alacağın değer kaybedeceği iddiası genellikle tek başına
yeterli bir muafiyet sebebi olarak kabul görmemektedir. Şartların varlığı tamamen hakimin
takdirine bağlıdır.
Muafiyet Başvurusu Prosedürü
Muafiyet başvurusu, davanın görüldüğü mahkemeye (eğer mahkeme hakimi izne ayrılmışsa
nöbetçi mahkemeye) hitaben yazılacak gerekçeli bir dilekçe ile yapılır. Dilekçede, HMK 103/1-h
maddesine atıf yapılarak, davanın neden ivedi olarak görülmesi gerektiği somut olgularla,
belgelerle ve emsal kararlarla desteklenerek açıklanır.
Dilekçe başlığına “İvedilik Kararı
Verilmesi Taleplidir” veya “Adli Tatil Muafiyet Talebidir” ibaresi düşülmesi, evrakın mahkeme
kalemi tarafından hızla hakime ulaştırılmasını sağlar. Hakim, dilekçeyi inceleyerek evrak
üzerinden karar verir.
Eğer talebi haklı bulursa, ara karar ile davanın ivedi işlerden sayılmasına
karar verir ve duruşma açarak veya evrak üzerinden gerekli yargısal işlemleri yapar. Kararın
reddedilmesi durumunda olağan adli tatil rejimi işlemeye devam eder.
Adli Tatil Sırasında İş Yapmanın Yasal Sonuçları
Adli tatil sırasında tarafların adli tatile tabi olan bir dosyada işlem yapması hukuka aykırı veya
geçersiz değildir.
Avukatlar veya asiller, adli tatilde dilekçe sunabilir, delil listesi ibraz edebilir,
tebligat çıkarılmasını talep edebilirler. Sunulan bu dilekçeler ve işlemler geçerlidir ve mahkeme
dosyasına girer. Ancak yasal sonuç şu noktada doğar: Mahkeme, bu dilekçelere binaen adli tatil
bitene kadar işlem yapmak (örneğin karşı tarafa tebliğe çıkarmak, müzekkere yazmak) zorunda
değildir.
Eğer karşı taraf adli tatilde kendisine tebliğ edilen bir dilekçeye (örneğin bilirkişi
raporuna itiraz) adli tatil içinde cevap verirse, bu cevap da geçerlidir ve zımnen sürenin adli tatil
sonrasına uzaması hakkından feragat etmiş sayılmaz ancak işlemini erken tamamlamış olur.
Tatil Döneminde Yapılan Dilekçelerin Tarih Değerlemesi
Bir dilekçe adli tatil döneminde sunulduğunda, UYAP sisteminde ve fiziki havale kaşesinde
sunulduğu günün tarihi yer alır. Bu tarih, dilekçenin mahkemeye veriliş tarihidir. Ancak hukuki
sonuç doğurması açısından (örneğin, cevap süresinin kesilmesi, zamanaşımının durması, hak
düşürücü sürenin korunması) dilekçenin sunulduğu gerçek tarih esas alınır. Yani 15 Ağustos’ta
sunulan bir dava dilekçesi, davayı 15 Ağustos’ta açılmış sayar; dava 1 Eylül’de açılmış sayılmaz.
Zamanaşımını kesen etki, dilekçenin sisteme girdiği an gerçekleşir. Fakat karşı tarafın bu
dilekçeye cevap verme süresi hesaplanırken, eğer adli tatil uzaması varsa, sürelerin 7 Eylül’den
geriye veya ileriye doğru kanuni çerçevede hesaplanması gerekir. Bu durum, “işlemin tarihi” ile
“işlemin süresel etkisinin tarihi” arasındaki ince bir farktır.
Sonuç
Adli tatil kurumu, Türk yargı sisteminin istikrarı, adaletin tecellisinde görev alan aktörlerin
verimliliği ve tarafların hak kaybına uğramaması arasındaki hassas dengeyi kuran hayati bir
mekanizmadır.
Anayasal dinlenme hakkının yargı pratiğine bir yansıması olmakla birlikte, acil
ve ivedi işlerin kapsam dışı bırakılmasıyla adaletin gecikmesine izin vermeyen esnek bir yapıya
sahiptir. 20 Temmuz – 31 Ağustos tarihleri arasında uygulanan bu rejimin, hangi dava tiplerini
kapsadığı, sürelerin nasıl uzadığı ve icra işlemlerine etkisinin ne olduğu hususları sadece
hukukçular için değil, hukuki uyuşmazlığın tarafı olan her birey için bilinmesi gereken temel bir
yurttaşlık bilgisidir.
Sürelerin kaçırılması telafisi imkansız sonuçlar doğurabileceğinden, bu
dönemde hukuki destek almak ve profesyonel süreç yönetimine güvenmek en sağlıklı
yaklaşımdır.
Sık Sorulan Sorular
Adli tatilde boşanma davası açılabilir mi?
Evet, adli tatilde boşanma davası UYAP üzerinden veya nöbetçi tevzi bürosundan açılabilir.
Dava açılış tarihi harcın yattığı tarih olur. Ancak şiddet veya acil tedbir gerektiren bir durum
yoksa, mahkeme tensip zaptını (ilk inceleme tutanağını) ve ilk duruşma gününü büyük
ihtimalle Eylül ayında belirleyecektir.
İcra takibine itiraz sürem adli tatile denk gelirse ne yapmalıyım?
İcra daireleri adli tatil kapsamında DEĞİLDİR. Eğer size bir ilamsız icra ödeme emri geldiyse
ve 7 günlük itiraz sürenizin son günü Ağustos ayına denk geliyorsa, sürenin 7 Eylül’e
uzamasını bekleyemezsiniz. Mutlaka 7 gün içinde icra dairesine itiraz etmelisiniz, aksi halde
takip kesinleşir ve haciz işlemleri başlar.
İşçi alacakları davaları adli tatile tabi midir?
Hayır, tabi değildir. İş Mahkemeleri Kanunu ve HMK uyarınca, iş hukukundan kaynaklanan
ve iş mahkemelerinde görülen davalar ivedi işlerden sayılır. Bu nedenle kıdem tazminatı,
ihbar tazminatı veya işe iade davalarında süreler adli tatilde uzamaz. İstinaf veya temyiz
sürelerine, cevap dilekçesi sürelerine aynen uyulması gerekir.
Adli tatilde süre bitimi hafta sonuna denk gelirse ne olur?
Eğer bir sürenin son günü (uzamış haliyle dahi) hafta sonu tatiline veya resmi tatile denk
gelirse, süre kanun gereği kendiliğinden tatili takip eden ilk iş gününün mesai saati bitimine
kadar uzar. Ancak adli tatile tabi bir işte, süre adli tatil içine düşüyorsa zaten doğrudan tatil
sonrasına (1 Eylül’den itibaren 1 hafta) uzadığı için hafta sonu hesabı o aşamada yapılmaz.
Tutuksuz yargılandığım ceza davasının duruşması adli tatilde yapılabilir mi?
Kural olarak tutuklu olmayan ceza davalarında (eğer özel ve ivedi bir durum yoksa)
duruşmalar adli tatil sonrasına bırakılır. Ancak istisnai durumlarda, dosyanın niteliğine göre nöbetçi mahkeme heyeti duruşma yapmaya karar verebilir. UYAP Vatandaş veya e-
Devlet üzerinden duruşma tarihinizi kontrol etmeniz her zaman en güvenli yöntemdir.
Uzmanlarımız bu alanı sürekli takip eder ve yeni bilgiler mevcut olduğunda makalelerimizi günceller.
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Erişim: 27 Temmuz 2026
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) Erişim: 27 Temmuz 2026
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) Erişim: 27 Temmuz 2026
Uzmanlarımız sağlık ve hukuk alanındaki gelişmeleri sürekli takip eder; yeni bilgiler mevcut olduğunda makalelerimizi günceller.
- Yazan
- Av. Sinan Eroğlu
- Editör
- Av. Sinan Eroğlu
- Tıbbi İnceleme
- Av. Sinan Eroğlu
- Uzman İnceleme ✓
- Av. Sinan Eroğlu Avukat, İzmir Barosu (12744) 🏥 İzmir Barosu
- Redaksiyon
- Av. Sinan Eroğlu
Son güncelleme: 27 Temmuz 2026
